yukarıdüğer köyü web sitesi
  köy ve çocukluk üzerine
 

Dışarıda yağan karı izliyorum...Lapa lapa... Düşen her tanecik beni biraz daha geri götürüyor zamanda. Kuzine sobanın içinde yanan odunların çıkarttığı çıtırtıya. Dedemin durmadan, usanmadan o ateş canavarını attığı odun parçalarıyla beslemesine ve annemin o soba üzerinde, evin içini hoş bir buhar kokusuna zerk eden tavada pişirdiği patates kızartmasına. İki yanından açılan pencerenin önünde, sedirin üstüne oturmuş, bembeyaz tepeleri izleyen o küçük çocuğa.

Küçük olmanın verdiği mutluluklar büyük olmanın verdiği mutluluklardan daha fazla sanki. Küçük şeylerden mutlu olabilmek için mutluluk iksiri kitaplar okumaya gerek yok bir kere. Bugün de canımın sıkılmaması için nasıl bir etkinliğin içine dahil olmalıyım endişesi yok. Düşündüğüm tek şey var; bir an önce üstümü kalın kalın giyinip dizlerime kadar gelen beyaz örtünün içine atmak kendimi. Arkadaşlarım, akranlarımla birlikte bir gece öncesinden sulara boğduğumuz o yükseltinin  sabahına tamamen buz olacağını bildiğimizden, kızaklarımızı alıp hemen oraya gitmenin vereceği mutluluğun sabırsızlığı var içimde. Benim kızağım harika bir kere. Altında buzda çok hızlı gitmesini sağlayacak kaygan demirler var. O demirler de öyle sıradan değil. En iyisinden ikisi de. Anlamı var bir de. Galatasaray’ın şampiyon kulüpler kupasındaki bir maçında İsmail Öğretmen’le girilmiş bir iddianın kazancı onlar. Ne kadar büyük bir iddia değil mi! İki tane kızak demiri! Ama aslında o kadar da büyük bir iddia, hatta daha fazlası. Prekazi’nin çok çok uzak mesafeden attığı o muhteşem gol herkesin hafızasında farklı şekillerde yer almıştır mutlaka. Kuşkusuz benim için de bir Galatasaraylı olarak öyleydi. Ancak bana kazandırdığı o harika demir parçaları benim için her şeyden daha önemliydi. Kazandım! Bir insan böyle bir şeyin heyecanı içinde sabaha kadar uyuyamayabilir mi? Ben uyuyamadım. Aslında bir çocuk olarak farkındaydım; İsmail öğretmen ben iddiayı kaybetsem de bana o kızak demirlerini alacaktı. Büyükler için küçük, küçükler için büyük mutluluklar. İnsan çocukluktan çıkıp büyükler sınıfına girdiğinde kuşkusuz mutluluklar bitmez, ama çocukça mutluluklar biter. Çocukken karlı tepeleri izlemekten zevk almayan var mıydı? Ya da Kocasu’ya gidip donmuş nehrin üzerinde kızaklarını sonsuz bir özgürlükle kaydırmaktan hoşlanmayan?

Küçüktük, köy bizim hayatımızdı, büyük dünyamızdı. Şimdi senede birkaç defa ziyaret edilmeyi bekleyen yaşlı bir ihtiyar gibi hepimiz için. Oysa köy,orada doğup büyüyen kişilerin, her köşesinde bir mutluluk hatırası bulabileceği bir hazine, bir gömü.

yazan : Recep

 
  Sitemizin toplam 74192 ziyaretçi (587737 klik) si oldu.  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=